Özel Rehberli Topkapı Sarayı Turu

Topkapı Sarayı Nasıl Gezilir? Hakkında Bilgi Ve Gezi Rehberi

Topkapı Sarayı, İstanbul’un fethini takip eden yıllarda; Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılmış ve 400 yıla yakın bir süre Padişahların yaşadığı yer olarak kalmıştır.

Yıpranmış Bir Başkent: Konstantinopolis

Osmanlılar İstanbul’un Tarihi Yarımadası olan Konstantinopolis‘i fethettiklerinde, çöküş döneminde olan Bizans İmparatorluğu‘nun şehirde gerekli bakım-onarım işlerini (mali sebeplerle) yapmamış olduğunu fark ettiler. Şehrin en önemli çekim alanları olan Büyük Saray, Ayasofya ve Hipodrom gibi yapılar kötü durumdaydı. Bunun en büyük sebebi aslında 1204 ile 1261 yılları arasında Bizans başkentinin Latin işgalinde kalması ve yağmalanmasıdır. 57 yıl süren Haçlı işgali sırasında talan olan şehir, Bizans prensleri tarafından geri alınmış; ancak geçmişin meşhur kenti Konstantinopolis bir daha eski günlerine dönememiştir.

Fatih Sultan Mehmet’in Hayal Kırıklığı!

Fatih Sultan Mehmet, babası Sultan II. Murad tarafından çok iyi yetiştirilmiş bilgili bir insandı. İlber Ortaylı ve Stefanos Yerasimos gibi önemli tarihçilerin de üstüne basarak belirttiği üzere, Fatih Sultan Mehmet bir Rönesans prensi gibi sanat ve ilim ile donanmış bir entelektüeldir.  İstanbul’u fethettiğinde direkt olarak çok merak ettiği Ayasofya’ya gelmiş ve fethettiği kadim şehri izlemek için Ayasofya’nın tepesine çıkmıştır. Rivayete göre şehrin bakımsız halinden dolayı hüzünlenmiş ve bir İranlı şairin bu virane hali tanımlayan dörtlüğünü fısıldamıştır.

“Bum nevbet mizened der tarem-i Afrasyâb

Perdedar-i mikoned der kasr-ı kayser ankebud”

“Afrasyâb’ın balkonunda baykuş nevbet (bando) çalıyor,

Kayserin (İmparatorun) kasrında örümcek perdedarlık (protokol şefliği) yapıyor.”

Ayasofya

İstanbul’un simgelerinden Ayasofya

Beyazıt Eski Saray Ve Sultanahmet Yeni Saray

Fatih, ilk olarak bugünkü İstanbul Üniversitesi’nin olduğu yerde bir saray inşa ettirir. Sonrasında ise şehrin bilinen ilk yerleşim yeri olan Byzantion Akropolü üzerine yeni ve büyük bir saray yapılması talimatını verir. Byzantion, İstanbul’un ilk ismidir ve Yunanistan’dan bu topraklara gelen (M.Ö. 638) ilk koloniye liderlik eden Byzas‘ın adından esinlenerek bu isim verilmiştir. Şehir Roma İmparatorluğu‘na bağlandıktan bir süre sonra, İmparator Konstantin‘in yeniden imar etmesi ile Konstantinopolis ismini almıştır.

Osmanlılar 1461 ile 1478 yılları arasında sarayı inşa ederler. Sarayın mimarisi bir kaleyi andırmakta ve içinde küçük bir şehrin ihtiyaç duyacağı tüm yapılar bulunmaktadır. Fatih Sultan Mehmet, Topkapı Sarayı’nı çalışmak, dinlenmek ve devlet işlerini yürütmek amacıyla inşa etmişti. Bu sebeple Topkapı Sarayı’nın esas planında Harem bölümü yoktur. Harem, Saray’a çok sonraları, 16. Yüzyıl’ın ortalarında gelmiştir.

Osmanlı’nın en güçlü döneminde, 25 Padişahın yaşamış olduğu Saray; mimari açıdan oldukça sade bir yapıya sahiptir ve doğa ile iç içedir. Topkapı Sarayı’na bahar aylarında yapılacak bir gezi, kültürel bir deneyim olmasının yanında; ağaçlar, boğaz manzarası ve açık havada bol yürüyüş imkânı verir.

Topkapı Sarayı Nasıl Gezilir? Gezi Rotası

Yazının bu ölümünde saraya uzaktan yaklaşırken görülen görkemli çeşmeden başlayıp, Topkapı Sarayı’nı oluşturan 4  adet birbirinden farklı büyüklükte avluda neler görülebileceğini aktaracağız. Topkapı Sarayı avluları dıştan içe doğru önem kazanır. I. Avlu sıradan vatandaşın da gerçekçe ileri sürerek girebildiği bir bahçe iken, II. Avlu’dan itibaren resmiyet başlar.

Saray Surları, Çeşme Ve Bab-ı Humayun Kapısı

Topkapı Saray Surları Ve III. Ahmed Çeşmesi

III. Ahmed Çeşmesi

Topkapı Sarayı’na uzaktan yaklaşırken, ilk olarak göze çarpan şey, 17 Yüzyıl Lale Devri’nin zerafetini taşıyan III. Ahmed çeşmesidir. Bu güzel çeşme, Barok ve Rokoko gibi Avrupai üsluplar ile bezenmiş bir Osmanlı yapısıdır. Çeşmenin üzerinde kendisi de bir hattat olan Padişah III. Ahmed’in hat eserlerini görmek mümkündür.

Sarayı Çevreleyen Surlar: Sur-i Sultani

Çeşmenin arkasında ise Sur-i Sultani adı verilen ve Topkapı Sarayı’nı çevreleyen yüzlerce yıllık surlar vardır. Saray bu haliyle adeta bir kaleyi andırmakta ve devletin gücünü ve otoritesini simgelemektedir.

Bab-ı Humayun Kapısı

Birinci avluya Bab-ı Humayun adı verilen anıtsal kapıdan girilir. Kapıdan girenler sağ tarafta kalan kısıtlı Boğaz manzarasının heyecanına kapılır ve oraya doğru fotoğraf çekmek için koşarlar. Halbuki esas manzara, sarayın çok içlerinde 4. Avlu’da görülebilir. Son avluya gelene kadar manzara fotoğrafı çekmek için erkendir. Sarayın doğa ile iç içe yapısının ve asırlık ağaçlarının ve binalarının tadını çıkarmak yeğdir.

I. Avlu: Alay Meydanı

En dıştaki kapı olan Bab-ı Humayun kapısından içeri adım attığınızda, sizi oldukça geniş ve bol yeşillikli bir bahçe karşılar. İstanbul’un genel kalabalığı ve karmaşasından insanı soyutlayan, kucaklayan bir atmosfere girdiğinizi hissedersiniz.

Karakol Binası Ve Aya İrini Kilisesi

Sol tarafta geçmişin Karakol binası, şimdinin ise kafeteryası olan küçük beyaz bir bina vardır. Bu binanın yanında ise tüm heybetiyle, asırlara meydan okuyan Bizans İmparatorluğu yapısı; Aya İrini Kilisesi bulunur. Bu kilise camiye çevrilmediği gibi, Osmanlı döneminde ibadet içinde kullanılmamıştır. Geç Osmanlı döneminde, müzeciliğin başlaması ile silah müzesi olarak kullanılmıştır. Günümüzde 20 TL karşılığı bir bilet alınıp, ziyaret edilebilir. İçinde baharda ve güz aylarında konserler verilmektedir.

Darphane-i Amire Ve Arkeoloji Müzesi

Birinci avlunun solundan, aşağıya doğru inen geniş bir yol vardır. Bu yolun sol tarafında Darphane-i Amire binaları, sağında ise Arkeoloji Müzesi bulunur.

Bilet Gişeleri

Birinci avlunun sonuna doğru gelirken, karşınızda iki sivri kulesi olan; oldukça heybetli ve askeri kimliğe sahip bir anıtsal kapı vardır. Bu kapı, ikinci avluya açılan Bab-üs Selam kapısıdır. Bu kapıya gelmeden hemen önce saraya giriş için bilet gişelerinden, biletinizi veya müzekartınızı edinebilirsiniz.

II. Avlu: Birun

II. Avlu’ya girince ilk olarak revakın altında bulunan saray maketlerini incelemenizi öneririm. Bu maketlerden birinde tüm saray (I. Avlu dahil) betimlenmiş iken, ikinci makette ise sadece sarayın çekirdeği olan iç avlular (I. Avlu hariç) görülebilir. Bu maket sayesinde, gezeceğiniz yerleri kuşbakışı olarak görebilir ve fikir edinebilirsiniz.

a. Divan-ı Humayun

Divan-ı Humayun, Fatih Sultan Mehmet döneminden beri 2. avluda bulunan ve devlet yönetimi ile ilgili tüm kararların alındığı yerdir. İlk zamanlar Padişahlar bu divana başkanlık ederken, Fatih Sultan Mehmet döneminden sonra bu görev Vezir-i Azam’a bırakılmıştır. İstanbul’un fethi ile Osmanlı’nın artık bir imparatorluk kimliği kazanması ile Padişahlar kendilerini biraz geri plana çekmiş ve halkın da çeşitli sebeplerle müdahil olabildiği Divan toplantılarında boy göstermekten kaçınmışlardır.

Bunun en büyük sebebi Fatih döneminde halktan birinin haddini aşarak “Padişah hanginiz?” diye bir Divan toplantısına müdahale etmesi olarak gösterilir. Padişahlar herkesle yüzgöz olmamak adına, toplantı sonuçlarını III. Avlu’daki Arz Odası’nda beklemeye başlamış ve son kararlar, Divan toplantıları sonunda orada verilmiştir.

Divan-ı Humayun (Kubbealtı)

Divan-ı Humayun (Kubbealtı)

b. Saat Koleksiyonu

Divan-ı Humayun Odası bitişiğinde geçmişte Vezir-i Azam tarafından ofis olarak kullanılan, ancak bugün Saat Koleksiyonu’nun sergilendiği küçük bir oda vardır. Bu odada çeşitli Avrupa krallarından padişaha hediye olarak gönderilmiş saatler sergilenir.

c. Silahhane (Silah Seksiyonu)

Silahhane sarayın en göz alıcı ve etkileyici yerlerinden biridir. Osmanlı tarafından saray ustalarına yaptırılan eserler olduğu gibi, hediye gelenler ve savaşlarda ganimet olarak kazanılanlar da burada sergilenir. Oklar, yaylar, topuzlar, kılıçlar, tüfekler ve zırhlar görülebilir. Fatih Sultan Mehmet ve Kanuni Sultan Süleyman’ın kılıçları da buradadır.

d. Matbah-ı Amire (Saray Mutfağı)

Saray mutfakları, Topkapı Sarayı’nın çeşitli dönemlerinde 3000 ila 6000 kişi arasındaki bir topluluğa yemek hazırlamışlardır. Saray çalışanları, ziyaretçiler ve yabancı misafirlere; hatta kapıya gelen ihtiyaç sahiplerine yemek dağıtılmıştır.

III. Murad’ın Mimar Sinan’a Yaptırdığı Has Oda

Harem Dairesi’ndeki Padişahın Has Odası

e. Harem Dairesi

Topkapı Sarayı Harem Dairesi, başlı başına bir yazı konusudur. Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, Topkapı Sarayı orijinal planında Harem diye bir yer yoktur. Harem Beyazıt’taki Eski Saray’da uzun yıllar kalmıştır. Harem Dairesi’nin Beyazıt’tan, Sultanahmet’e gelmesi Sultan Süleyman’ın eşi Hürrem Sultan’ın etkisiyle olmuştur. Harem’e Divan-ı Humayun bitişiğindeki kapıdan girilir ve III. Avlu’dan (Arz Odası yakınına) çıkılır.

III. Avlu: Enderun

Enderun adı verilen III. Avlu’ya geçişte en başta giriş kapısı olan Bab-üs Saade dikkat çeker. Sarayın en güzel ve görkemli kapılarından biridir ve Mutluluk Kapısı adı verilmesi boşuna değildir.

Padişahın Arz Odası

III. Avlu girişindeki Arz Odası

a. Padişahın Arz Odası

Bab-üs Saade kapısından içeri girildiğinde, III. Avlu’nun görüntüsünü tamamen perdeleyen Arz Odası vardır. Bu oda sarayın içine ilerledikçe iyice özel hale gelen sarayın günlük yaşamını, Padişahı görüşme odasında ziyarete gelenlerin görmemesi için maksatlı olarak bu şekilde inşa edilmiştir.

Eski Bir Resimde Arz Odasında Toplantı

Eski bir tabloda Arz Odası

b. Kıyafet Seksiyonu

Bu oda esasında Enderun adı verilen saray mektebinin “Seferliler Koğuşu” adı verilen binasıdır. Sonradan saray müzeye çevrilince, padişah kıyafetlerinin sergilendiği bir sergi odasına dönüşmüştür.

c. Hazine Dairesi

Hazine Dairesi elbette Topkapı Sarayı’nın en çok ziyaretçi çeken bölümüdür. 4 adet odadan oluşan Hazine’de paha biçilemez eserler bulunur. En kıymetli olanları ise Kaşıkçı Elması ve Topkapı Hançeri’dir.

d. Kutsal Emanetler

Osmanlı Padişahları, Yavuz Sultan Selim’den itibaren Halifelik unvanını almış ve Orta Doğu’daki tüm kutsal toprakları himayesi altına almışlardır. Bu anlamda bir bakıma İslam ülkelerinin önderi ve hamisi konumuna gelen Osmanlılar, kutsal eserleri de İstanbul’a taşımış ve daha önce Padişah’ın özel odası olan bu odaya yerleştirmişlerdir.

e. Padişah Portreleri

Padişah portreleri müzenin ilgi çekici bölümlerinden biridir. Padişahların giyimi ve sarayla ilgili bazı törensel anlar hakkında fikir verir.

II. Avlu’daki Askeri Törenler

Saray Törenlerini Betimleyen Tablo

Ağalar Camii Ve III. Ahmed Kütüphanesi

Avlunun tam ortasında Lale Devri’nin meşhur padişahı III. Ahmed’in saraya kazandırdığı bir kütüphane vardır. Bu padişah girişteki zarif çeşmeyi de yaptırmış olan; sanata, müziğe ve estetiğe önem vermiş kıymetli bir Osmanlı Sultanıdır.

Kütüphanenin yanında dikdörtgen şeklindeki tuğla bina da Enderun Ağalarının namaz kıldıkları yerdir. Günümüzde sarayın kıymetli kitapları ve el yazmaları burada saklanır. İkisi de ziyarete açık değildir. Enderun ağaları, Osmanlı’nın en yüksek eğitim kurumu olan Enderun’da bizzat padişah ve saray görevlileri tarafından eğitilen ve terbiye edilen öğrencilerdir. Her biri geleceğin Vezir, Kazasker, Defterdar ve Beylerbeyi gibi en üst kademe yöneticilik adaylarıdır.

IV. Avlu: Köşkler Ve Lale Bahçesi

IV. Avlu’nun güney cephesinde İstanbul’un en güzel Boğaz manzaralarından biri vardır. Sarayda en güzel Boğaz ve Haliç manzaraları bu avludadır. Sarayın bu kısmı baharda ve yazda manzaranın tadını çıkarmak, istirahat etmek, saray içi özel görüşmeler ve spor aktiviteleri için şekillendirilmiştir.

a. Mediciye Köşkü Ve Konyalı Restoran

Mecidiye Köşkü, IV. Avlu’nun Güney cephesinde, İstanbul Boğazı’na tepeden bakan bir yerdedir. Boğaz ve Asya yakası, bu avludan alabildiğine gözükmekte ve fotoğraf çekmek için harika fırsatlar sunmaktadır. Mecidiye Köşkü sarayın 19. Yüzyıl’da Dolmabahçe Sarayı’na taşınılmadan önceki son eklenen yapısıdır. Köşkün bodrum katında sarayın meşhur restoranı Konyalı Restoran bulunur.

b. Mustafa Paşa Köşkü

IV. Avlu’nun en önemli işlevi olan spor müsabakaları rahatlıkla izlensin diye inşa ettirilmiştir. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa tarafından yaptırıldığı rivayet edilir. Bu köşkün içinden sarayın toprak ve çimen ile kaplı en uç avlusu rahatça görülmektedir. Bu avluda Enderun Ağaları ve saraylılar ata binme, kılıç kuşanma, mızrak fırlatma, okçuluk ve tüfek atışı gibi çeşitli spor dalları ile ilgili müsabakalar düzenlemişlerdir.

c. Revan Köşkü

Revan köşkü son dönem Osmanlı padişahları içinde en savaşçı ve sporla yakından ilgili IV. Murad tarafından inşa ettirilmiştir. Bu köşkün de yine spor avlusuna bakan bir balkonu vardır. Dönemin en güzel işçiliği ile bezenmiştir. Kalem işleri, sedef kakmalar, çiniler ve hat sanatı ile dikkat çeker.

Dördüncü Avlu Bağdat Köşkü

Dördüncü Avlu Bağdat Köşkü

d. Bağdat Köşkü

Bağdat ve Revan köşkleri IV. Murad’ın Bağdat (Irak) ve Revan (Ermenistan) zaferlerinin anısına yapılmış iki güzel köşktür. Birbirine çok benziyor olsalar da boyutları ve işçiliği ile Bağdat Köşkü bir adım öndedir. Bağdat Köşkü’nün balkonundan muhteşem bir Haliç manzarası görülür.

e. Yazlık Köşk (Sünnet Odası)

Sarayın ziyaret edilecek son noktası olan Sünnet Odası, girişindeki İznik Çinileri ile dikkat çeker. Osmanlı’dan günümüze ulaşmış en güzel ve kaliteli İznik Çinileri’nin bir kısmı bu köşkün girişini süslemektedir. Hem bir dinlence ve müzik odası olarak kullanılmış, hem de şehzadeler burada sünnet edilmiştir. Küçük ve sevimli bir iç mekanı olan köşkün iç duvarları tamamen güzel çiniler ile kaplıdır.

Serhat Engül

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s